Modern çağın en sinsi hastalığı!

Modern çağın en sinsi hastalığı!

Türkiye’de 20 milyon yağlı karaciğer hastası bulunuyor. Bunun en az 2 milyonu ise siroz riski taşıyan NASH hastası. Alkole bağlı olmayan iltihaplı karaciğer yağlanması olarak da bilinen ve dünyanın en yaygın kronik karaciğer hastalığı olan NASH ile ilgili Türkiye’de durum çok daha ciddi. Her 10 karaciğer yağlanmasından biri NASH, bu oranla da Avrupa’daki en yüksek oran bize ait.

Marmara Üniversitesi Gastroenteroloji Enstitüsü Müdürü, Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Yağlı Karaciğer Alt Çalışma Grubu Başkanı ve 2018 yılında dünyada ‘Tıp Bilimine Yön Veren 100 Türk’ arasına adını yazdıran bir bilim insanı olan Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, “Modern çağın en sinsi hastalığı olan NASH, hiç belirti vermeden ilerleyen bir hastalıktır. Maalesef henüz bilinen bir ilaç tedavisi bulunmuyor. Siroza, karaciğer kanserine ve son olarak karaciğer nakline kadar giden bir hastalıktır. Covid’i belki unutacağız ama NASH insanoğlunun yakın gelecekteki en tehlikeli düşmanı olacak” dedi.

NASH hastalığının gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak obezite ve diyabetle yakından ilişkili olan NASH, yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebiliyor.

Prof. Dr. Yılmaz, “Tüm yağlı karaciğer hastalığının yüzde 90’ı basit bir karaciğer yağlanması olarak kabul ediliyorken, yüzde 10’lık kısmı ise NASH hastaları oluşturuyor. Karaciğer yağlanması çok sık görülüyor. NASH hastalığı hiçbir belirti vermeden yıllarca ilerleyebiliyor. Örneğin, 20 yıldır hasta olan bir kişide hastalık şu şekilde tespit edilmiş olabilir; karaciğer testlerinde hafif bir yükseklik veya ultrasonda yağlanma. Bu aşamada belirti vermiyorken; sirozun ileri evrelerinde kan tahlillerinde bariz değişiklik, karında şişlik ve sıvı toplanması, halsizlik, yürümede güçlük, gözlerde sararma ortaya çıkabilir. Biz bu hastaları çok sık görüyoruz” dedi.

Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç şikayeti olmadığını belirten NASH hastalarına anket yapıp, ‘Halsizlik, kaşıntı, çalışma enerjisinde düşüklük gibi şikayetler yaşıyor musunuz?’ diye sorduğumuzda, hastalarda halsizlik olabildiğini görebiliyoruz. Hastaların yüzde 10’unda kaşıntı olabiliyor, çalışma ve mental kapasiteleri düşebiliyor. Bazen de hasta, karnının sağ üst kısmında ara ara ağrı hissettiğini söyler. Bu ağrı da şundan kaynaklanır; karaciğerin içi yağla doluyor ve karaciğerin zarı gerildiği için ağrı meydana geliyor. Bu ağrı, ara ara olur ve şiddetli olmaz. Bu belirtiler, NASH olduğu anlamına gelmez. Hatta yüzde 90’ında bir şey yoktur. Ancak bu o kadar sık görülen bir hastalık ki hastaların yüzde 10’u NASH ise NASH’in de yüzde 30’u problem çıkartacaksa bu, ülke nüfusuna vurulduğunda çok yüksek bir rakam ortaya çıkar ve bunun maliyeti milyarlarca lira olabilir.”

Bin tane hasta üzerinden düşünüldüğünde 5-10 hastanın çok acil tedaviye ihtiyaç duyduğunu aktaran Prof. Dr. Yılmaz, “NASH gözden kaçırılan bir hastalık. Bu hastalık çok önceden tespit edildiği takdirde çoğu hasta nakil olmak zorunda kalmaz. Bu nedenle hastalığı önleyecek farkındalığı yaratmamız gerekiyor. Bir siroz hastası ile NASH hastasının maliyeti arasında 20 kat fark vardır. Hastalığı siroz olmaksızın önlemek, çok önemlidir. Yüzde 30 risk taşıyan hasta, tedavi edildiğinde karaciğer kaynaklı ölüm riski azaldığı gibi kalp hastalığından ölme riski, inme geçirme riski ve karaciğer kanserine yakalanma riski de ciddi şekilde azalır. Bu şekilde başka birçok tedavi maliyetini de engellemiş oluyorsunuz. Karaciğer kanserine yakalanma riskleri de çok yüksek, bunun tedavisi de çok büyük bir maliyet” diye konuştu.

NASH’i tetikleyen en önemli faktörlerin obezite ve diyabet olduğunu kaydeden Prof. Dr. Yılmaz, “Hastalık en çok 45-50 yaş üzerinde görülür. Vücut Kitle İndeksi (VKİ), 30’un üzerindeyse riskli diyoruz ama 25’in üzerinde olanlar da normalden fazla kiloludur. Diyabet diyoruz ama gizli şeker de risk faktörüdür. Açlık kan şekeri 100’ün üzerindeyse risk var demektir. Genetik de söz konusudur. Birden fazla risk faktörü olanlar da risk artar. Örneğin, obezite, yüksek enzimler ve genetik tip bir araya gelince NASH ortaya çıkabiliyor. 9 yaşındaki bir çocukta siroz görülmesini bu açıklıyor” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Yılmaz, NASH’in önlenilebilir bir hastalık olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Sağlıklı beslenmeyle, egzersizle hastalık rahatlıkla geriye döndürülebilir. Henüz tedavisinin birinci yılında sirozdan hemen önceki evrede olan ve ciddi derecede yağlanması olan bir hastamız, 25 kilo verdi. Şu an tamamen karaciğeri normal görünüyor. Ancak hasta tedavi olmasaydı hastalık ilerlerdi, siroz olurdu, karnı su toplar, ağzından kan gelir, nakil olamazsa da hayatını kaybederdi.”

Prof. Dr. Yılmaz, “Hastalığı önlemek için tam bir eğitim gereklidir. Ailede başlaması gereken bu eğitimin okul kantinleri, fiziksel aktiviteler gibi birçok faktörü takip etmesi gerekir. Ders sayısı 8 tane olacağına 6 tane olsun, teneffüsler 15 dakika olacağına 45 dakika olsun. Ekran bağımlılığı, sosyal medya bu durumu daha da kötü bir noktaya getirdi. Kesinlikle fiziksel aktiviteye teşvik etmemiz gerekir. Bireyler sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeli. Hareketsizlikten uzak durmalı, fiziksel aktivite yapmalı” ifadelerini kullandı.

NASH’in yakın gelecekteki en tehlikeli düşman olacağını söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “NASH’de karaciğer nakinle gitme oranı artıyor ve çok yakın bir gelecekte karaciğer nakillerinin en sık nedeni olacak. 10 yıl önce NASH’e bağlı nakil çok nadirken şu an çok artmaya başladı. Buna önlem alınmazsa sürekli artmaya devam eder.”

Türkiye’de ve dünyada ilaç geliştirme adına önemli Faz çalışmaları bulunuyor. Türkiye’deki Faz 2-3 çalışmalarını koordine eden Prof. Dr. Yılmaz, “Yakın bir zamanda bu çalışmaların sonuçlarının açıklanması bekleniyor” dedi.

sizlere brinstagram.com farkıyla sunulmuştur

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.